GAYRİMENKUL SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİNE DAYALI TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASI

Bu sözleşme taraflar arasında tam bir sinalagmatik bir sözleşmedir. Yani her iki tarafa da haklar ve borçlar yüklemektedir. TMK.Md. 706 ve TBK. Md. 237 gereğince de resmi şekilde yani noterde yapılması zorunludur. Zira bu geçerlilik şartıdır. Şayet taraflar arasında adi yazılı şekilde yapılmış ise bu geçerli değildir. Ancak davacı tarafa şayet 10 yıllık zaman aşımı engeli yoksa (ki bahsedilen sözleşmedeki kesin vade tarihinden itibaren) sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre dava açılabilinir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus şayet taraflar arasında edimler tam yerine gelmişse şekil eksikliğini ileri sürmek hakkın kötüye kullanılmasına girer. Bu durumda kanun bahsedilen emredici hükmünden yararlanma olmaz. Zaten hakkın kötüye kullanılmasına izin vermeyen YİBK bulunmaktadır.

Örneğin Bir kişi satış bedeli 5.000.000,00 TL olarak belirlenmiş bir daire satın almışsa ve satış bedelini adi yazılı belgeye göre ödemişse ve müteahitte dairesini teslim etmişse, daha sonra ki süreçte müteahhit daire fiyatının 10.000.000,00 olmasından hareketle şekil eksikliğini bahane ederek tapu iptal davasını açarsa , şekil eksikliği hamlesi, hakkın kötüye kullanılması duvarına çarpacaktır.

Bu sözleşme resmi şekilde yapıldıktan sorna TMK. MD. 1009 gereğince de tarafların tek taraflı isteği ile de tapuya şerh edilebilinir. Ki mutlaka edilmelidir. Özellikle taşınmazı satın alan tarafından. Çünkü uygulamda şayet taşınmaz alan kişi tapuya şerh etmemiş ise satış vaadi sözleşmesinin konusu olan taşınmazın 3. kişilere satılması halinde onların TMK. md. 1023 te öngörülen iyi niyet maddesinden yararlanmasına engel olamaz.Tabi taraflar arasında aktedilen satış sözleşmesini, bilen veya bilmesi gereken pozisyonunda değilse.

Satış vaadi sözleşmeleri taraflar arasında 10 yıl geçerlidir. Bu süre akabinde hükmünü kaybeder. Tabi bu süre dikkat edilerise borçlar kanunun alacaklar için ön gördüğü zaman aşım süresi ile aynıdır. Bu süre dolmadan Tapu iptal ve tescil mümkün değilse tazminat talep edilir. Ancak bu süre kaçırılırsa zamanaşımı engeli ile karşı karşıya kalınır. Davacı karşısında, davalının cevap süresi içinde zamanaşımı iddiasını ileri sürmesi yeterli olacaktır, davanın reddi için. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus bu süre kaçırılmışsa HMK. MD.141 de ön görülen iddia ve savunmanın genişletimesi ilkesinin istisnası olan ıslah hamlesinin kullanılması şart olacaktır. İstisnalardan biri de karşı tarafın muvafakatidir. Ancak yaklaşık 25 yıllık meslek hayatımda buna mahal veren bir meslektaş görmedim. Bu da doğaldır.

Gayrimenkul satışları tapuda şarta bağlanamaz. Ancak satış vaadi sözleşmesindeki satış vaadi, şarta bağlanabilir. Zira bu tapudaki gibi satış değil, vaaddir, vaad edilen satışın tapu da gerçekleşmesi için bazen taraflar ödemelerini taksite bağlarlar yada satış konusu taşınmazın imar problemi vardır bunun çözülmesi gerekir. Bazen de hale iştirak halinde olup müştereke geçmemiştir. Tabi müşereke geçtikten sorna tapuda satış vaadinin gereği talep edilebilinir. Ancak diğer hissedarların Şufa davası(ön alım) ile karşı karşıya kalma riski olduğunu de belirtmek gerekir.

Bu dava tarafların alalede kişi veya tacir olmasına göre : bu dava da göreli mahkeme değiş mektedir. zira taraflar alalede kişiler ise Asliye Hukukta, tacir ise Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açılacaktır.

Yetkili mahkeme bağlamında taraflar tacir olup yetki sözleşmesi de yapmamışsa genel yetkili mahkemelerde dava açılabilinir demektir.

AV. BERKAN GÖRCEĞİZ

Yargıtay

  1. Hukuk Dairesi

Esas Yıl/No: 2023/858

Karar Yıl/No: 2024/916

Karar tarihi: 19-02-2024

HACİZ ŞERHİNİN KALDIRILMASI İSTEMİ – ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT TAŞINMAZ SATIŞ VAADİ KİRA ALIM ÖN ALIM GERİALIM SÖZLEŞMELERİNDEN DOĞAN HAKLAR İLE ŞERH EDİLEBİLECEĞİ KANUNLARDA ÖNGÖRÜLEN DİĞER HAKLARIN TAPU KÜTÜĞÜNE ŞERH EDİLEBİLECEĞİ – HÜKMÜN ONANMASI

ÖZET: Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararının gerekçesinde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan kişisel haklar gibi bazı kişisel hakların, tapu siciline şerh edilmesi olanaklıdır. Nitekim “kişisel hakların şerhi” başlıklı TMK’nın 1009 uncu maddesinde arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, ön alım, gerialım sözleşmelerinden doğan haklar ile şerh edilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer hakların tapu kütüğüne şerh edilebileceği hükme bağlanmıştır. Vaad alacaklısına kişisel bir hak sağlayan satış vaadi sözleşmelerinin TMK’nın 1009. ve Tapu Kanun’un 26 ncı maddeleri uyarınca tapu kütüğüne şerh edildiği tarihten sonra taşınmazda ayni hak kazanan kişilere karşı ileri sürülebilme olanağı kazanmaktadır.

(6100 S. K. m. 125, 369, 370, 371) (2004 S. K. m. 91) (4721 S. K. m. 1009, 1010) (2644 S. K. m. 26) (YHGK 02.11.2016 T. 2015/14-12 E. 2016/1005 K.)

Taraflar arasındaki haciz şerhinin kaldırılması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

  1. Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin İstanbul ili, Sarıyer ilçesi, 339 ada 16 parsel sayılı taşınmazda yer alan zemin kat l numaralı bağımsız bölümü, davalının haciz tatbik ettiği tarihten önce ve 11.02.2014 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesiyle satın aldığını, düzenleme şeklinde Noter’de yapılan satış vaadi sözleşmesini hacizden önce tapuya şerh ettirdiğini, satış vaadi borçlusunun taşınmazı müvekkiline devretmemesi nedeniyle İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2015/551 Esas sayılı davanın açıldığını, bu davanın mahkemece kabul edilerek kararın 21.06.2016 tarihinde kesinleştiğini, taşınmazın mahkeme kararı ile müvekkili adına tescil edildiğini, bu hususların tapu kayıtları ve mahkeme kararıyla sabit olduğunu belirterek, dava konusu bağımsız bölüm üzerindeki haciz şerhlerinin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
  2. Dava konusu taşınmaz dava açıldıktan sonra 25.03.2019 tarihli satış işlemi ile davacı … tarafından dava dışı …’e devredilmiş; HMK’nın 125/2 nci maddesi gereği tercih hakkını kullanan … davacı yerine geçmiş ve davaya devam edilmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın miras yolu ile müvekkiline paylı olarak intikal ettiğini, müvekkilinin kardeşi ve taşınmazda pay sahibi olan dava dışı … ‘dan alacağı için 24.02.2014 tarihinde icra takibine girişildiğini, satış işleminden önce elbirliği mülkiyetinden paylı mülkiyete dönüştürme işleminin yapıldığını, üç yıl boyunca davalı tarafından hiçbir işlem yapılmadığını, yapılan satış vaadi sözleşmesinin taşınmaz üzerindeki hacizleri engellemeyeceğini belirterek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 16.07.2020 tarihli ve 2019/435 Esas, 2020/169 Karar sayılı kararı ile \”…taşınmaz satış vaadi şerhi korumasından yararlanılabilmesi için şerhten itibaren 5 yıl içinde davanın açılıp tapuda tescilin sağlanmasının gerektiği, davacı … ‘in şerhten (17.02.2014) itibaren 5 yıl içerisinde dava açıp (30.12.2015) taşınmazı adına tescil işlemini (18.07.2016) sağladığı, satış vaadi şerhinden sonra konulan haczin, lehine şerh konulan kişiye karşı ileri sürülemeyeceği…\” gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda (III) numaralı bentte belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; satış vaadi sözleşmesinin taşınmaz üzerindeki hacizleri engellemeyeceğini, satış vaadi sözleşmelerinin mülkiyet hakkı gibi ayni bir hak oluşturmadığını, müvekkil adına konulan hacizlerin ve müvekkilin alacak hakkının korunması gerektiğini belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 09.11.2022 tarihli ve 2020/2244 Esas, 2022/2633 Karar sayılı kararı ile \”…İlk Derece Mahkemesince tüm delillerin toplandığı, değerlendirilip tartışıldığı, kabul ve reddediliş sebeplerinin gerekçeleriyle açıklandığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu, kamu düzenine aykırılık teşkil eden bir hususa da rastlanmadığı…\” gerekçeleriyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda (IV.C) bendinde belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesindeki beyanlarını tekrarlayarak kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe

  1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, tapu kaydındaki haciz şerhlerinin terkini istemine ilişkindir.

  1. İlgili Hukuk
  2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
  3. Haciz, kesinleşmiş icra takibinin konusu olan bir alacağın ödenmesini teminen borçluya ait ve haczi kabil bulunan mallara bir bakıma takibi yapan İcra Müdürlüğü’nün el koyması işlemidir.
  4. İcra İflas Kanunu’nun 91 inci maddesi hükmü gereğince gayrimenkulün haczi ile takip konusu borç ve eşya arasında ilişki kurulur ve tasarruf yetkisi Türk Medeni Kanunu’nun 1010 uncu maddesi anlamında kısıtlanmış olur. Bu tür kişisel haklar tapu kütüğüne şerh verilmekle hak sahibine eşya üzerinde dolaylı da olsa hâkimiyet kurma hakkı sağlamaz ise de tasarruf yetkisinin dar anlamda kısıtlanması sonucunu doğurduğundan taşınmaz üzerinde sonradan bu hakla bağdaşmayan hak kazanan kişilere karşı da ileri sürülebilir hâle gelir.
  5. Haciz şerhinin usulsüz konulduğunun saptanması veya lehtarın talebi üzerine kaldırılması mümkün olduğu gibi Türk Medeni Kanunu’nun 1010 uncu maddesi uyarınca borcun ödenmesi, icra takibinin düşmesi ya da herhangi bir sebeple sona ermesi hâlinde de taşınmaz kaydının terkini mümkündür.
  6. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.11.2016 tarihli ve 2015/14-12 Esas, 2016/1005 Karar sayılı kararının gerekçesinde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan kişisel haklar gibi bazı kişisel hakların, tapu siciline şerh edilmesi olanaklıdır. Nitekim “kişisel hakların şerhi” başlıklı TMK’nın 1009 uncu maddesinde arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, ön alım, gerialım sözleşmelerinden doğan haklar ile şerh edilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer hakların tapu kütüğüne şerh edilebileceği hükme bağlanmıştır.
  7. Vaad alacaklısına kişisel bir hak sağlayan satış vaadi sözleşmelerinin TMK’nın 1009. ve Tapu Kanun’un 26 ncı maddeleri uyarınca tapu kütüğüne şerh edildiği tarihten sonra taşınmazda ayni hak kazanan kişilere karşı ileri sürülebilme olanağı kazanmaktadır.
  8. Değerlendirme
  9. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
  10. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

19.02.2024 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)

Yargıtay

  1. Hukuk Dairesi

Esas Yıl/No: 2024/4942

Karar Yıl/No: 2025/3063

Karar tarihi: 17-06-2025

TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASI – DOSYA KAPSAMINA UYGUN BİR KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN İLGİLİ YARGITAY İBBGK KARARINDA ÖNGÖRÜLEN KOŞULLAR ÜZERİNDEN İLGİLİ ŞEKİLDE SONUCA GİDİLMESİ – HÜKMÜN BOZULMASI

ÖZET: Somut olayda, davacı, 29.11.2010 tarihli noterde düzenleme şeklide yapılan satış vaadi sözleşmesi ile … ada … parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan (C-4 blok) 97 numaralı (kat irtifakı kurulu) meskeni satın aldığını belirterek adına tescilini istemiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, taraflar arasında 29.11.2010 tarihinde noterde yapılan düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi sözleşmesi imzalanmış olup sözleşmede belirtilen şartlar dahilinde dava konusu dairenin davacıya satıldığı anlaşılmıştır. O halde Mahkemece, taraflar arasında imzalanan 29.11.2010 tarihli düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi baz alınarak izah edilen ilkeler doğrultusunda dosya kapsamına uygun bir karar verilmesi gerekirken 30.09.1988 tarihli ve 1987/2, 1988/2 sayılı Yargıtay İBBGK kararında öngörülen koşullar üzerinden yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru değildir.

(6100 S. K. m. 353) (6098 S. K. m. 29, 237) (818 S. K. m. 213) (4721 S. K. m. 706, 716) (YBGK 30.09.1988 T. 1987/2 E. 1988/2 K.)

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı şirket arasında … Projesinde mevcut C4 Blok 97 No’lu bağımsız bölümün 29.11.2010 tarihli noterde düzenleme şeklinde yapılan satış vaadi sözleşmesi ile davacı tarafından satın alındığını ve sözleşme gereğince tüm edimlerin yerine getirildiğini ancak taşınmazın süresinde teslim edilmediğini belirterek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

  1. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; inşaatın tamamlanmasındaki gecikmenin müvekkil şirketten kaynaklanmadığını, Esenyurt Belediyesi ile Büyükşehir Belediyesi arasındaki ihtilaftan kaynaklandığını ve davalının kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
  2. İhbar Olunan vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; İstanbul Anadolu 4. Tüketici Mahkemesinin 22/02/2021 tarih ve 2019/774 Esas, 2021/267 Karar sayılı ilamında davalı şirketin sözleşmeden dönme şartlarının oluşmuş olduğunun belirtildiği, dava konusu dairenin içerisinde bulunduğu projenin henüz tamamlanmamış olduğu, projede inşaatın durmuş vaziyette bulunduğu, sitede herhangi bir oturumun olmadığı ve tescil şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile sonuca gidildiğini, davacı ile davalı şirket arasında 29.11.2010 tarihli düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin \”…VI. taşınmazın teslimi…\” bölümünün birinci maddesinde \”….Taşınmaz, sözleşme tarihinden itibaren 20 Ay sonra teslim edilecektir…\” ifadesine yer verildiğini, sözleşme üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen teslim yapılmadığını, müvekkilinin sözleşme kapsamındaki tüm edimlerini yerine getirdiğini, bu durumun İstanbul Anadolu 4. Tüketici Mahkemesinin 2019/774 Esas ve 2021/267 Karar sayılı kararıyla da sabit olduğunu, ilgili kararda müvekkilinin sözleşme uyarınca ödemesi gereken 250.000 TL tutarındaki borcunu tamamen ödediğine karar verildiğini, İstanbul Anadolu 4. Tüketici Mahkemesi tarafından hüküm verildiğini kararda çok net olarak belirtilen \”….Davacının sözleşmeden dönme hakkı bulunmaktadır…\” ifadesinin temyize konu İlk Derece Mahkemesince \”…yanlış…\” okunup \”…davalının dönme hakkı bulunmaktadır…\” şeklinde hükmedildiğini, bu hükmün kaldırılması gerektiğini, müvekkilinin sözleşmeden dönmek istemediğini ve sözleşmenin tüm hükümleriyle devam etmesini talep ettiğini, her ne kadar bilirkişi raporunda \”…tescil şartlarının…\” oluşmadığı belirtilse de mevcut durumda Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca proje %95 oranında bitmek üzere olduğu için tescil şartlarının meydana geldiğini, … Projesinin C4 Bloktaki diğer mağdurların Mahkeme kararlarıyla tapularını kütüğe tescil ettirdiğini, beyan etmektedir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Dava, yapsatçı ile noterde yapılan taşınmaz satış vaadine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Kaynağını, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 22. (6098 sayılı TBK’nun 29.) maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 213. (6098 sayılı TBK’nın 237.) maddesi ile Türk Medeni Kanunu’nun 706. ve Noterlik Kanunu’nun 89. maddesi hükümleri uyarınca Noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu’nun 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.

Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanan tescil isteminin hüküm altına alınabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan bedel ödenmiş olmalıdır. Ancak, bedelden ödenmeyen bir kısım var ise, bu bedel Borçlar Kanunu’nun 81 inci maddesi uyarınca depo ettirilmelidir.

Somut olayda, davacı, 29.11.2010 tarihli noterde düzenleme şeklide yapılan satış vaadi sözleşmesi ile … ada … parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan (C-4 blok) 97 numaralı (kat irtifakı kurulu) meskeni satın aldığını belirterek adına tescilini istemiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, taraflar arasında 29.11.2010 tarihinde noterde yapılan düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi sözleşmesi imzalanmış olup sözleşmede belirtilen şartlar dahilinde dava konusu dairenin davacıya satıldığı anlaşılmıştır.

O halde Mahkemece, taraflar arasında imzalanan 29.11.2010 tarihli düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi baz alınarak yukarıda izah edilen ilkeler doğrultusunda dosya kapsamına uygun bir karar verilmesi gerekirken 30.09.1988 tarihli ve 1987/2, 1988/2 sayılı Yargıtay İBBGK kararında öngörülen koşullar üzerinden yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru değildir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,17.06.2025 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir